• https://www.facebook.com/groups/1522336437779770/
  • https://plus.google.com/http://www.selcukajans.com//posts
  • https://www.twitter.com/http://www.selcukajans.com/
Videolar

PANDORA’NIN KUTUSU…

Hüseyin Taşyakan yazadı...

31 Mart seçimlerinin birkaç gün sonrasında, şahsıma ait sosyal medya sayfamda şu iletiyi paylaşmıştım değerli okuyucular.

"Lafı hiç oraya buraya çekiştirmeden, ona buna mesaj verir gibi konuşmadan söylüyorum. Çok ta uzun yıllar sonrasına kalmayacak bir süreçte; Anadolu Ajansı Genel Müdürü, YSK Başkanı, TRT üst düzey kurmayları, Diyanet İşleri Başkanı ve yine üst düzeydeki kurmay veya müdürleri ve daha bir çok kurumdaki üst düzey yöneticinin yargılanacağını tahmin ediyorum.
Bunu da; daha 2010'daki Referandumda, Fethullah denilen alçağın asıl gayesinin ne olduğunu tahminin ötesinde iddia olarak ortaya atmış nicelerinden birisi olarak söylüyorum. 2010'da söylediğim de doğru çıktı ki göreceksiniz, bu da doğru çıkacak...’’

Paylaşımımın ardından rastladığım bir arkadaşım; ‘’Yine komplo teorileri peşindesin’’ deyince, kendisine ‘’2010’da da böyle yorumluyordunuz, lakin gördük ki; 15 Temmuz’a kadar uzanan süreç beni haklı çıkardı’’ dediğimdeyse, al ile mor karışımı bir rengin oturduğu yüzüyle gülümsemeye çalışarak ‘’Neyse birader, biraz acelem var görüşmek üzere’’ diyerek uzaklaştı !

Öncelikle yaptığım paylaşımın, sadece bugünkü seçim süreciyle bir ilgisi yok değerli okuyucular. Ama bu gün yapılanlar, bana geçmişte yapılmayanları ve hatta yanlış olduğu biline biline yapılanları hatrlattığı için, öyle bir ileti paylaştım.

Yani  seçimlerle ilgili tarafından ele alırsak; geçmişteki bir seçimde sandıkların kapanmasına yakın bir saatte mühürsüz oyların geçerli olacağını açıklayıp, seçim sonuçlarını da birkaç saatte tamamlayan bir kurumun bugün güç ve iktidar sahiplerinin aleyhine gelişmiş bir seçimde aradan geçen yaklaşık iki haftaya rağmen sonuca gidememiş olmasının bile; akıl sağlığı yerinde olan herkes için sorgulanacak bir ayrıntıdır diye düşünüyorum.

Konunun yargı tarafını bilemem. Zaten o yüzden, sadece ‘’tahmin’’ ifadesini kullandım. Ancak Kamu vicdanında yukarıda saydığım kurum amiri, başkan veya yöneticileri, gün gelecek mutlaka yargılanacaktır.

Dün Ergenekon kumpasları sürecinde; görevini kötüye kullanan, kendi makam, ikbal ve menfaati uğruna ‘’yanlış emir uygulanamaz’’ ilkesine uymayan, hatta ülkemiz üzerine kurulan tüm alçakça tuzaklara bizatihi katkı koyarak uygulayanlar nasıl ki hakikatler ortaya çıktığında yargılanmış ve yargılanmaktaysa; bugün de, hukuku çiğnemek pahasına kendi makam ve menfaatleri için çırpınanlar da günü geldiğinde yargılanacaktır.

Aslolan, hukuka aykırı yapılmış her eylemin, içinde bulunduğu dönem itibariyle incelenip gerekiyorsa cezalandırılmasıdır. Ancak geçmişte de yaşadığımız üzere, bunu engelleyen en önemli faktörlerden biri, asıl görevi toplumu gerçeklerden haberdar etmek olan medyanın, menfaatleri gereği güç ve iktidara sahip olanlara hoş görünmek maksadıyla, yalan, yanlış yayın politikaları izlemesidir. Diğer bir faktör de buna  bağlı olarak, sürekli yalakalık ölçüsünde kendisini överek methiyeler dizen medyanın çizdiği toz pembe tabloların etkisinde kalan iktidar sahiplerinin, yandaş medyanın da gazlamasıyla güç sarhoşluğuna girip, hukuk ve demokrasiyi ayaklar altına alacak kadar gerçeklere kör kalabilmesidir.   

Bu konuda ve aynı siyasi iktidara rastlayan bir dönemde ağır bir tecrübe yaşadığımız hepinizce malumdur. Özellikle 2010 yılındaki referandum sürecinde biz; getirilmek istenen Anayasal düzenlemenin, Pensilvanya’daki (biz o zaman da kendisine terörist diyorduk) CIA uşağı teröristin özellikle katkı koyarak, Türkiye’ yi Büyük İsrail projesi kapsamında cılız, savunmasız  bırakarak bölmeye yönelik bir proje olduğunu söylüyorken; sırf iktidara hoş görünmek için, havuz medyası gerçekleri saklıyor ve hatta okyanus ötesinden bu ülkenin kılcal damarlarına kadar sirayet eden alçaklığı, sayfalarında, ekran ve köşelerinde demokrasi havarisiymiş gibi yutturmaya çalışıyordu.

"Çalışıyordu’’ ifadesi fazla gelmiş olabilir değerli okuyucular, zira o dönemde (bu gün en ateşli Fethullah düşmanı görünen) yetmez ama evetçilerin o manşetleri, hap gibi yuttuklarını da biliyoruz.

2010 referandumuyla kurulan tuzakla, TSK’ya, Üniversitelere, Yargıya, Emniyet teşkilatına kurulan kumpasların yaşandığı zaman içerisinde farkına varılamayışının yegane sebebi, o gün itibariyle iktidara yağdanlık vazifesi yapan medya ile, bunun etkisinde kalarak  içerde ve dışarıda sürekli aldatılan yönetimdir değerli okuyucular.

Dolayısıyla; o günlerde demokrasi ve hukukun paspas gibi çiğnendiğini gören medya, dönemi itibariyle Fethullahçı Cemaatin paralelinde hareket etme yanılgısındaki  iktidarı yağlamak yerine, kurulan tuzakları işaret edenlere kulak verip hakikatleri yazmış ve söylemiş olsaydı;

Bu ülkenin Genel Kurmay Başkanı, terörist yaftalamasıyla zindanlara kapatılmazdı.

Bülent Arınç diye ağlak bir siyasetçinin üzerinden, bu devletin en mahrem köşesi olan Kozmik odalar  CIA ajanlarınca işgale uğramazdı.

Habur rezaletiyle başlayıp Oslo, Dolmabahçe vs, diye sürüp giden, Büyük Orta Doğu Projesine (BOP) hizmet eden bir yığın kirli pazarlık masaları kurulamaz, dolayısıyla çadır mahkemelerinde serbest bırakılan teröristlerin işgal ettiği Güneydoğu’daki bazı vilayetleri tekrar kurtarmak için savaşmak  zorunda kalmazdık.

Sonuç olarak değerli okuyucular, dönemleri itibariyle ülkenin geleceğine etki edecek önemdeki hakikatlerin gizlenip saklanması kadar, o ülkeye zarar verecek bir durum söz konusu değildir diye düşünüyorum. Özellikle yakın geçmişimiz göstermiştir ki; birilerinin makam, ikbal ve menfaatlerini korumak için, gerçeklerin tam aksinde söylemlerde bulunup, olmayan şeylerin varmış gibi neşredilmesi, ülkeye zaman kaybettirdiği gibi; gelecekte bu ülkeyi yönetecek olan çocuklarımız için de, bir utanç vesikası olarak tarihteki yerini alacaktır.

O günlerde de yazıp söylediğimiz gibi, evet tüm o kumpas kurucular bugün teker teker yaptıklarının hesabını veriyor ve vereceklerdir. İşte bugün de aynı ifadeleri kullanmaktan asla imtina etmiyorum. Bugün yine sırf güçten yana görünmeye çalışan başta medya mensupları olmak üzere, yukarıdaki metinde bahsi geçen, Devletin resmi bir kurumunun tepesinde oturan bir memurdan çok, köy imamına benzeyen Anadolu Ajansı Genel Müdürü, YSK Başkanı, TRT’nin üst düzey yöneticileri, Diyanet İşleri Başkanı ve daha buna benzer, hukuku çiğnemek pahasına makamını Güç ve İktidar lehine kullanmaktan hicap duymayan kim varsa; gerçeklerin saklanması yoluyla belki bugünlerini kurtarabileceklerdir. Ancak geçmişte olduğu gibi; yakın bir gelecekte ve değişebilecek şartlarda Pandora’nın kutusu açılıp içindeki bütün o çirkinlikler ortaya saçılır saçılmaz, her biri yargı önünde birer birer hesabını vereceklerdir.

Bundan hiçbir suret ve bahaneyle kurtuluşlarının da olmayacağından eminim.

Bahane dedim de aklıma geldi, tüm bu saydığım üst düzey devlet amir ve memurları hukuku çiğnemek zorunda kalmalarıyla ilgili olarak, iktidarın kendileri için yaptırım uygulamasından korktukları bahanesine sığınıyorlarsa eğer; kendilerine hitaben, Fransız Yazar Albert Camus’un bir sözüyle bitirmek istiyorum.

Hiçbir şey, korkuya dayanan saygı kadar iğrenç değildir…

498 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
AlışSatış
Dolar5.53595.5581
Euro6.13716.1617
Anlık
Yarın
33° 35° 24°
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam19
Toplam Ziyaret319089